Dün akşam üzeri mutfakta yemek hazırlarken, telefonum çalmaya başladı...
Eşimin her zamanki gibi "gelirken istediğin birşey varmı Melek"
diyeceğini beklerken, hiç beklemediğim sıkıntılı bir haber verdi.
Aslında insan her zaman her şeyi beklemeli;
ama bazen hazırlıksız yakalanıveriyoruz işte...
Kayınpederim, kroner kalp yetmezliğinden acil olarak
yoğun bakıma alınmış. Apar topar hastaneye koştuk,
hayati tehlikesi olduğu için yanına girmemize izin vermediler.
Ama onu öylece de orada tek başına bırakıp gidemedik.
Hastane koridorunda beklerken;
çeyrek asırlık evliliğimiz boyunca kayınpederimin ne kadar yanımızda olup,
hayatın ne kadarını bizimle paylaşabildiği geldi aklıma.
Kendisinin en basit probleminde dahi herkesi yanında isterken;
O, kimseye minnet etmeyen, hayatı hep tek başına kendisi için yaşayan,
çocuklarının sıkıntılı anlarında yanında olmayan
ve ailesinin hiçbir ferdine sevgisini gösteremeyen biriydi.
Baba sevgisini hiç tatmamış biri olarak, babam yerine koyduğum kayınpederim
ve ailesini 25 yııllık evliliğim boyunca sadece 25 kez evimde konuk edebildiğim kopuk bir ailenin içinde yer aldım.
Dış görünüşü ile;
kılık kıyafetine özen gösteren, bakımlı, toplum karşısında kibar, sevecen görünen
ve itibarına düşkün, sayılan biri olmasına rağmen;
aile içinde aynı özeni göstermeyen,
korkuyla saygıyı öğretmiş, sadece katı kurallı, yanına yaklaşamadığımız, dokunulmaz, mesafeli bir tutum sergilerdi.
Bundan yıllar önce kızımızı ani bir rahatsızlıkla hastaneye yatırdığımızda; dedesinin bir gün dahi ziyaretimize gelmeyip, telefonla geçiştirdiği anlara gidiverdi düşüncelerim.
Kayınvalideme, kayınpederimin bu konudaki duyarsız tutumundan dolayı
ne denli üzüldüğümü, hastalığın da sağlığın da ne zaman başa geleceğini bilemediğimizi, hatta ölümün her an ensemizde
ve yaşayan herkes için var olduğunu;
"hiç hastaneye düşmeyecek mi ,ölmeyecek mi günün birinde babam"
dediğimi hatırladım.
Kayınvalidem benimle hemfikir olduğunu,bu konudaki sıkıntısını kayınpederime
anlattığını ve üzüntümü ikiye katlayan şu cevabı verdiğini söyledi;
"Ölürsem belediye kaldırır ortada kalmam ya..."
Bu can acıtan cevaba rağmen işte yine hepimiz dualarla yanındaydık.
Ben ise bir köşeye çekilmiş ağlıyordum;
geçmişten gelen bu sevimsiz anıya değil,
kayınpederimin hayatın kıyısına gelmiş, hissetmeden, anlamadan,
duyguları yitirilmiş boşa geçen, kayıp giden bir ömre...
İnsanoğlu doğarken yanında kaç kişinin olduğunu bilemese de,
ölüm anına kadar kaç kişinin olacağını yaşamı boyunca ektikleriyle belirler.
Kayınpederim ölümün eşiğinde şu an;
bizler bir büyüğümüz olarak görevlerimizi elbete yerine getireceğiz.
Belki birkaç eş dost da...
Ama önemli olan;
ölürken yanında yer almak değil, yaşarken yan yana gelebilmek değilmidir?
Zira geriye bırakılabilecek en güzel miras;
insanın insana insanca yaşattıklarıdır!
Bu da ancak sevgiyle olur.
Sevgi dilden öteye geçemiyorsa, gönülden gönüle ekilemiyor,
azalacakmış gibi korkup saklanıyorsa sevgi değildir.
Sevgi, merhamet, şefkat ve gözyaşının eşlik etmediği bir akıl ise;
et yığınından başka bir şey değildir.
Ve sevgi, bir kuş gibi uçup gitti beden kafeslerimizden...
İşte biz tüm bunlara hasret yaşadık…
Bir cennet resmi oluşturamadık ama, hep cenneti aradık...
MELEKÇE...
Tüm arkadaşlarıma ilgisinden dolayı teşekkür ederim.
